Bazı insanlar eğitim hayatlarında, mesleklerinde veya kişisel hedeflerinde önemli başarılar elde etmelerine rağmen bu başarıları kendilerine ait görmede zorlanabilir. Çevrelerinden olumlu geri bildirimler alsalar bile yeterince başarılı olmadıklarını düşünebilir veya bir gün gerçek yeterliliklerinin sorgulanacağından endişelenebilirler.
Bu kişiler başarılarını çoğu zaman şans, tesadüf veya çevresel koşullarla açıklarken başarısızlıklarını kendi yetersizliklerinin göstergesi olarak değerlendirebilir.
Psikolojide bu deneyim, sahtekârlık fenomeni olarak da adlandırılır.
Başarılarımızı Neden Kendimize Ait Göremeyiz?
İnsanların başarılarını değerlendirme biçimleri, kendilerine yönelik geliştirdikleri temel inançlarla ilişkili olabilir.
Bazı kişiler için başarılı olmak, belirli bir hedefe ulaşmaktan çok sürekli olarak yeterli olduklarını kanıtlama ihtiyacına dönüşebilir.
Özellikle kişinin kendisine yönelik beklentileri çok yüksek olduğunda, elde ettiği başarılar yeterli görülmeyebilir. Kişi tamamladığı işlere değil, daha iyi yapabileceği noktalara odaklanabilir.
Bu durumda başarı geçici bir rahatlama sağlarken yeni bir hedef veya sorumluluk ortaya çıktığında yetersizlik düşünceleri yeniden gündeme gelebilir.
Zamanla kişinin kendi başarılarını değerlendirmesi, gerçek performansından çok kendisine yönelik katı beklentilerine bağlı hale gelebilir.
Çocukluk Deneyimleri Başarı Algısını Nasıl Etkiler?
Kişinin başarıya ve başarısızlığa yüklediği anlam, geçmiş deneyimlerinden etkilenebilir.
Özellikle başarıların yoğun biçimde vurgulandığı, hataların sert şekilde eleştirildiği veya kişinin sürekli başkalarıyla karşılaştırıldığı ortamlarda büyüyen bireyler, zamanla kendi değerlerini performansları üzerinden değerlendirmeye başlayabilir.
Örneğin bir çocuk yalnızca yüksek not aldığında takdir edildiğini düşünüyorsa, zamanla başarılı olmayı kabul görmenin temel koşullarından biri olarak değerlendirebilir.
Yetişkinlikte bu beklenti, kişinin elde ettiği başarılarla yetinememesine ve sürekli daha fazlasını yapması gerektiğini hissetmesine katkıda bulunabilir.
Ancak kişinin başarılarını küçümsemesi yalnızca çocukluk deneyimleriyle açıklanamaz. Rekabetçi çalışma ortamları, toplumsal beklentiler ve kişinin içinde bulunduğu koşullar da bu deneyimi etkileyebilir.
Başarısızlık Korkusu ile Kendini Kanıtlama İhtiyacı
Başarılarını yeterli görmeyen kişiler, yalnızca başarısız olmaktan değil, başkalarının kendilerini yetersiz olarak değerlendirmesinden de endişelenebilir.
Bu nedenle bazı kişiler hata yapmamak için aşırı hazırlık yapabilir. Bir işi tamamlamak için gerekenden çok daha fazla zaman harcayabilir veya sürekli performanslarını kontrol edebilir.
Bazıları ise yeterince iyi yapamayacaklarını düşündükleri görevlerden kaçınabilir.
Her iki durumda da kişinin davranışları, yeterliliğini kanıtlama veya yetersizliğinin fark edilmesini önleme çabasıyla ilişkili olabilir.
Ancak bu çabalar her zaman kişinin kendisini daha yeterli hissetmesini sağlamaz. Başarı elde edildiğinde bile kişi bunu kendi becerilerinden bağımsız değerlendirebilir.
Başarılarımızı Küçümsemek Günlük Yaşamı Nasıl Etkiler?
Kişinin başarılarını sürekli küçümsemesi, özellikle performansın değerlendirildiği ortamlarda belirgin hale gelebilir.
Kişi yeni bir sorumluluk üstlenmekten kaçınabilir, terfi veya iş değişikliği gibi fırsatları değerlendirmekte zorlanabilir. Bazı durumlarda ise sürekli kendisini kanıtlama ihtiyacı nedeniyle aşırı çalışma eğilimi gösterebilir.
Bu durum uzun vadede stresin artmasına ve kişinin başarılarından yeterince doyum alamamasına neden olabilir.
Benzer şekilde kişi, çevresinden gelen olumlu geri bildirimleri kabul etmekte zorlanabilir. Başkalarının kendisini olduğundan daha başarılı gördüğünü düşünebilir.
Böylece dışarıdan gelen takdir ile kişinin kendisine yönelik değerlendirmesi arasında belirgin bir farklılık oluşabilir.
Başarılarımız Neden Kalıcı Bir Tatmin Sağlamaz?
Bazı kişiler için başarı, ulaşılması gereken bir hedeften çok sürekli devam eden bir beklentiye dönüşebilir.
Kişi belirlediği hedefe ulaştığında kısa süreli bir memnuniyet yaşayabilir. Ancak bir süre sonra elde ettiği başarı sıradanlaşabilir ve yerini yeni bir hedefe bırakabilir.
Bu durum, kişinin başarıyı kendi değerinin temel göstergesi olarak değerlendirmesiyle ilişkili olabilir.
Örneğin kişi belirli bir mesleki hedefe ulaştığında kendisini daha yeterli hissedeceğini düşünebilir. Ancak hedef gerçekleştiğinde bu duygu beklediği kadar uzun sürmeyebilir.
Çünkü kişinin kendisine yönelik temel değerlendirmeleri değişmediğinde, dışarıdan elde edilen başarılar bu düşünceleri kalıcı biçimde değiştirmekte yetersiz kalabilir.
Bu nedenle başarıya ulaşmak ile kişinin kendisini başarılı hissetmesi her zaman aynı deneyim değildir.
Başarılarımızı Daha Gerçekçi Değerlendirmek Mümkün mü?
Kişinin başarılarını sürekli küçümsemesi ve kendi yeterliliğinden şüphe duyması, zaman içinde yerleşik bir düşünce biçimine dönüşebilir. Ancak bu değerlendirme biçimi değişmez değildir.
Psikoterapi sürecinde kişinin başarıya yüklediği anlam, kendisine yönelik beklentileri ve yeterlilik algısını etkileyen geçmiş deneyimleri ele alınabilir.
Özellikle kişinin başarılarını yalnızca dış koşullarla açıklama eğilimi ve hatalarını kişisel yetersizliğinin göstergesi olarak değerlendirmesi üzerinde çalışılabilir.
Burada amaç, kişinin kendisini her koşulda başarılı görmesini sağlamak değildir. Önemli olan, güçlü ve gelişime açık yönlerini daha gerçekçi biçimde değerlendirebilmesidir.
Çünkü kişinin yeterliliği yalnızca elde ettiği sonuçlarla değil, bu sonuçlara ulaşırken gösterdiği çaba, geliştirdiği beceriler ve deneyimlerinden öğrenebilme kapasitesiyle de ilişkilidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi ya da psikolojik tanı niteliği taşımaz. Kendi durumunuza özel değerlendirme için bir uzmana başvurmanızı öneririz.
Beylikdüzü'nde Uzman Klinik Psikolog Berk Baykal ile kendi sürecinizi değerlendirmek isterseniz buradan iletişime geçebilirsiniz.
