Kimi insanlar için başkalarının fikirleri sadece görüş değil, bir ölçüttür. “Ne düşünürler?”, “Beni yeterince beğendiler mi?” ya da “Yanlış bir şey söyledim mi?” gibi sorular, zihinlerinde sürekli yankılanır. Kendi iç sesinden önce dış sesleri duymaya başlarlar. Bu durum çoğu zaman fark edilmez ama temelde derin bir duygusal ihtiyaç vardır: görülmek ve değerli hissetmek.
Onaylanma ihtiyacı, genellikle çocuklukta şekillenir. Bir çocuk, duygularına ve varlığına karşılık bulamadığında, “ben olduğum gibi yeterli değilim” inancını geliştirebilir. Ebeveynlerinden aldığı sevgi koşulluysa — yani yalnızca “başarılı”, “uyumlu” veya “sessiz” olduğunda takdir ediliyorsa — bu koşulluluk yetişkinlikte de devam eder. Kişi, sevgiyi ve kabulü kazanılması gereken şeyler olarak öğrenir.
Yetişkinlikte bu durum, başkalarının onayını almak için sürekli çabalama şeklinde kendini gösterebilir. Beğenilmediğinde huzursuzluk, eleştirildiğinde utanç ve suçluluk hissedebilir. Oysa onaylanma arzusu temelde bir eksiklik değil; çocukluğunda görülmeyen yanını görünür kılma çabasıdır. Kişi, aslında başkalarının gözünde değil, kendi gözünde değerli hissetmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyar.
Terapide bu farkındalık, dönüşümün başlangıcıdır. Kişi yavaş yavaş dışsal onaydan içsel onaya geçer; başkalarının beğenisinden değil, kendi iç huzurundan güç almayı öğrenir. Gerçek özgüven, herkesin seni sevmesinde değil; herkesin seni anlamamasına rağmen kendini sevmeye devam edebilmekte gizlidir.
Onay ihtiyacının farkına varmak, kendi değerinizi başkalarının gözünden bağımsız tanımlamanın ilk adımıdır. Bu süreç, zamanla daha güvenli ve dengeli bir benlik algısına dönüşür.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi ya da psikolojik tanı niteliği taşımaz. Kendi durumunuza özel değerlendirme için bir uzmana başvurmanızı öneririz.
Beylikdüzü'nde Uzman Klinik Psikolog Berk Baykal ile onaylanma ihtiyacı üzerine çalışmak ve kendi sürecinizi birlikte değerlendirmek isterseniz buradan iletişime geçebilirsiniz.
